GAZETEM RUSYA | SİYAMEND KAÇMAZ

Kremlin’in S-400 mesajı ne anlama geliyor?

Güncelleme Tarihi: Ekim 02, 2026 13:06

Siyamend Kaçmaz

ABD’nin Türkiye’nin F-35 programına dönüşünün önündeki temel engellerden biri olarak gösterdiği S-400’lerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi konusunda uzun zamandır herkes aynı soruları soruyor: Moskova gerçekten Türkiye’nin önünü açacak mı, yoksa bu mesele Ankara’nın karşısına aşılması zor bir duvar olarak mı çıkacak?

Reklam

Son günlerde Moskova’dan peş peşe gelen açıklamaları yan yana koyduğumda, ilk kez bu soruya daha net bir cevap vermek mümkün hâle geldi. Kremlin tarafından diplomatik dilin incelikleri gözetilerek özenle seçilen ifadeler, Moskova’nın bu dosyada kapıyı kapatmadığını gösteriyor. Tam tersine, Rusya’nın Türkiye’nin önünü açabilecek bir formül bulunması için şartları zorlamaya ve çözüm alanını açık tutmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Bu yüzden Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un kullandığı birkaç cümleyi sıradan bir diplomatik açıklama olarak görmemek gerekiyor. Peskov’a, Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi ihtimalinin görüşülüp görüşülmediği soruldu. Verdiği cevap kısa ama dikkat çekiciydi: Konu gündemde, çalışmalar yürütülüyor ve temaslar devam ediyor.

Diplomaside bazen söylenmeyenler, söylenenlerden çok daha önemli. Kremlin isterse bu ihtimali tek cümleyle kapatabilirdi. “Gündemimizde böyle bir konu yok” diyebilirdi. “Sözleşme buna izin vermiyor” diyebilirdi. Kısacası tartışmayı daha başlamadan bitirebilirdi. Bunların hiçbirini yapmadı. Aksine, konunun masada olduğunu açıkça teyit etti. İşte Peskov’un açıklamasını önemli kılan da tam olarak bu detay.

Üstelik bu açıklama, bir süredir kulislerde dolaşan üçüncü ülke senaryolarının ortasında geldi. Kremlin’in istemediği ya da kabul etmeyeceği konularda daha en başından sınırlarını net biçimde ortaya koyduğu düşünüldüğünde, bu açıklama daha da anlam kazanıyor. Çünkü Moskova bu kez üçüncü ülke seçeneğini peşinen reddetmedi. Artık biliyoruz ki S-400’lerin geleceğine ilişkin bu formül masadan kaldırılmış değil; aksine Kremlin tarafından konuşulabilecek ve üzerinde çalışılabilecek bir başlık olarak açıkça telaffuz edildi. Bence asıl önemli detay da burada.

Rusya Dışişleri Bakanlığı cephesinden yapılan açıklamalar da aslında bu konunun bir şekilde görüşüldüğünü, ancak henüz resmî bir kimliğe bürünmediğini gösteriyordu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da geçen hafta yaptığı açıklamayla buna işaret etmişti. Ancak Peskov’un son sözleriyle birlikte, bu ihtimalin artık Kremlin düzeyinde açıkça telaffuz edildiğini ve konunun resmî olarak masada olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar Lavrov, S-400’lerin Türkiye’ye nihai kullanıcı sertifikası hükümleri içeren bir sözleşmeyle verildiğini ve sistemlerin Rusya’nın onayı olmadan Türkiye dışına çıkarılamayacağını söylemiş olsa da bana göre bu açıklamanın satır aralarında oldukça net bir mesaj vardı: “Bizimle görüşür, şartları birlikte oluşturursanız bunun için bir çözüm bulunabilir.” Peskov’un açıklaması da tam olarak bu kapının açık olduğunu teyit etmiş oldu.

Moskova: Mesele sadece S-400 değil

Rus tarafının Ankara’ya vermeye çalıştığı bir mesaj da var: Moskova’ya göre Türkiye’nin F-35 programına dönüşünün ve Batı ile savunma alanındaki sorunlarının tek nedeni S-400’ler değil.

Benim farklı seviyelerde görüştüğüm Rus diplomatlar, Batı’nın Ukrayna savaşı karşısında Rusya’ya karşı izlediği politikayla İsrail’in Filistin ve Gazze’de yaşattıkları karşısındaki tutumunu karşılaştırarak aradaki farkı kendi tezlerinin en açık göstergelerinden biri olarak anlatıyorlar. Onlara göre Batı, kendi siyasi çıkarları söz konusu olduğunda kuralları ve politikaları farklı biçimlerde yorumlayabiliyor; gerektiğinde süreci uzatıyor, gerektiğinde de yeni şartlar ortaya koyuyor. Bu görüşlerini desteklemek için en sık verdikleri örneklerden biri de Minsk Anlaşmaları. Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Minsk Anlaşmaları’nın Ukrayna’ya zaman kazandırmaya yönelik olduğunu ve Kiev’in bu zamanı güçlenmek için kullandığını söylemesi, Moskova’da hâlâ önemli bir referans noktası. Rus diplomatların buradan çıkardığı sonuç şu: “Bugün önünüze S-400’ü koyuyorlar; yarın bu sorun çözülse bile başka bir gerekçe çıkarabilirler.”

Dolayısıyla Moskova’nın Ankara’ya söylediği aslında şu: “Biz Türkiye’nin önünü kapatmak istemiyoruz; ancak S-400 meselesini çözdüğünüzde bütün sorunların otomatik olarak ortadan kalkacağını da düşünmeyin.”

Tam da bu nedenle Moskova’nın S-400 dosyasındaki tavrı, yalnızca teknik ya da hukuki şartlarla açıklanamaz. Rus tarafı bir yandan Türkiye’nin önünü kapatan aktör olarak görünmek istemiyor, diğer yandan da Ankara’nın Batı’dan gelecek sonraki adımları dikkatle izlemesini istiyor. Görüştüğüm diplomatların ifadelerinde sık sık aynı mesaj öne çıkıyor: “Önce S-400 meselesini çözelim, sonra Batı’nın gerçekten önünüzü açıp açmadığına birlikte bakalım.”

Gelinen noktada tablo aslında oldukça açık: Moskova S-400 dosyasında kapıyı kapatmış değil; ancak masada henüz kesinleşmiş bir ülke, tamamlanmış bir anlaşma ya da ilan edilmiş bir formül de yok. Şimdilik bildiğimiz, bu seçeneğin konuşulabilir hâle geldiği ve Rusya’nın Türkiye’nin önünü açabilecek bir çözümü değerlendirmeye hazır olduğu. Bundan sonrası ise yalnızca Ankara ile Moskova arasındaki pazarlığa değil, Washington’un atacağı adımlara da bağlı olacak. Çünkü S-400 düğümü çözülürse asıl soru o zaman gündeme gelecek: Türkiye’nin F-35 yolundaki engeller gerçekten kalkacak mı, yoksa Ankara’nın karşısına bu kez başka şartlar mı çıkarılacak?

İlginizi Çekebilir