
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı görüşmede, Ukrayna krizinin çözümü için yeniden İstanbul’u işaret etti. Tokayev, bunun kişisel bir değerlendirme olduğunu özellikle vurgulayarak, “İstanbul Formülü 2.0” çerçevesinde müzakerelere dönülmesini önerdi.

Peki Moskova, en yakın ortaklarından biri olarak gördüğü Kazakistan’ın bu çağrısına nasıl bakıyor? Rusya, çatışmaları mevcut cephe hattında dondurarak İstanbul müzakerelerine geri dönmeye gerçekten düşünüyor mu? Size Moskova’dan gördüklerimi anlatayım…
Hemen baştan belirteyim: Bu soruya birkaç ay önce verilecek yanıt çok daha farklı olabilirdi. Ancak bugün Moskova’daki hava, yeniden İstanbul’da müzakere masasına oturulmasını sağlayacak gibi görünmüyor.
Özellikle son bir aydır Avrupa’da öne çıkan, “Ukrayna saldırılarını artırırsa Rusya yeniden masaya oturur” yaklaşımı sahada pek karşılık bulmuyor. Aksine, son saldırılar Rus kamuoyunda, “Putin, daha neyi bekliyor?” sorusunun daha yüksek sesle dile getirilmesine yol açmış durumda.
Moskova’ya göre: “Avrupa barışı yakınlaştırmıyor, savaşı uzatıyor”
Rusya, Ukrayna’ya sürekli yeni silahlar sağlanmasının ve maddi desteğin artırılmasının Kiev yönetimini cesaretlendirdiğini, bunun da barış sürecini ilerletmek yerine daha da uzattığını düşünüyor. Ukrayna’nın son dönemde özellikle petrol rafinerileri ile büyük e-ticaret platformlarının depolarını hedef alan ve geniş yankı uyandıran saldırıları da gördüğüm kadarıyla Moskova’yı, Avrupa’nın öngördüğü gibi müzakere masasına yaklaştırmadı; aksine biraz daha uzaklaştırmış görünüyor.
Çünkü taraflar arasında her geçen gün daha da derinleşen bir kırgınlık ve öfke var. Savaşın ilk dönemlerinde Rus halkı, Ukrayna halkıyla empati kuruyor; “Biz birbirimize benziyoruz, aynı halkız” söylemini daha sık dile getiriyordu. Ancak bugün kamuoyundaki hava ciddi ölçüde değişmiş durumda. Artık, az önce de ifade ettiğim gibi, “Putin daha neyi bekliyor?” sorusu çok daha yüksek sesle soruluyor.
Putin’in sakin ve temkinli yaklaşımı başlangıçta Rus toplumunun önemli bir bölümünü memnun ediyordu. Ancak son saldırıların ardından bu yaklaşım sorgulanmaya başladı. Çünkü Rus halkının büyük bölümü, ülkenin askerî gücünün ve imkânlarının şu ana kadar sahada kullanılan kapasitenin çok daha üzerinde olduğuna inanıyor. Bu nedenle Putin’in gerekli talimatları vermediğini düşünenlerin sayısı da artıyor.
Konuştuğum bazı diplomatlar ise Putin’in gerçek anlamda büyük bir devlet adamı sorumluluğuyla hareket ettiğini savunuyor. Onlara göre Putin, çok daha sert bir güç kullanımının sonuçlarının yalnızca bugünü değil, tarih boyunca Rusya’nın nasıl hatırlanacağını da etkileyeceğini bildiği için son derece dikkatli davranıyor.
Moskova, Türkiye’nin çözüm için ortaya koyduğu samimi yaklaşımı son derece değerli bulduğunu her fırsatta dile getiriyor. İstanbul’un güvenilir ve elverişli bir müzakere platformu olduğu da Rus yetkililer tarafından açık biçimde ifade ediliyor. Ama konunun İstanbul veya Türkiye ile ilgisi yok…
Özetle Rus yönetimi ve kamuoyu, Ukrayna’nın son saldırılarının özellikle Avrupa’da Rusya’ya karşı üstünlük sağlandığı şeklinde sunulmasından büyük rahatsızlık duyuyor. Bu algının Rus kamuoyunda yarattığı tepki, Kremlin açısından giderek daha önemli hale geliyor. Tartışmalar artık yalnızca savaşın ne zaman sona ereceğiyle sınırlı değil. Rusya’daki bazı çevrelerde, “Moskova neden hâlâ daha sert bir karşılık vermiyor?” sorusu da giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Dolayısıyla Tokayev’in çatışmaların dondurulması ve “İstanbul Formülü 2.0”a geri dönülmesi yönündeki önerisi, Rusya açısından tam da askeri ve toplumsal gerilimin yükseldiği bir döneme denk geldi.
Bu nedenle Moskova’nın yaklaşımı; başka ülkelerin kendisini ne zaman ve hangi koşullarda masaya davet edeceğini beklemek yerine, kendi belirlediği askeri ve siyasi hedeflere ulaşmaya odaklanacağı şeklinde. Bunun ilk işaretini de Tokayev’in açıklamalarına cevaben Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, “Demek ki temel nedenleri yeterince etkili biçimde anlatamadık. Bunu iki kat enerjiyle yapmayı sürdüreceğiz. Ortaklarımız bizim tutumumuzu bilmelidir.” şeklinde açıklaması ile verdi.
Minsk, İstanbul ve Alaska…
Rusya açısından bu üç ismin farklı anlamları var. İlki Minsk. Batılı diplomatların ve eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in daha sonra yaptıkları açıklamalar da dikkate alındığında Minsk, Rusya’da Ukrayna’ya zaman kazandırmak amacıyla tasarlanmış bir anlaşma projesi olarak algılanıyor.
İstanbul ise güvenilir ve samimi bir müzakere platformunu; çatışmanın o aşamada sona erdirilebileceği bir noktaya gelinmişken, Batı’nın, özellikle de eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın müdahalesiyle imza aşamasındayken müzakere masasından çekilen Ukrayna’yı ifade ediyor.
Alaska ise Trump ile Putin’in gerçekten uzlaştığı, Putin’in belki de siyasi hayatında ilk kez taviz vererek ABD’nin sunduğu planı kabul ettiği bir süreci simgeliyor. Ancak Rusya’nın “Alaska ruhu”nu sürekli gündemde tutmasına ve “biz hala orada verdiğimiz sözün arkasındayız” demesine rağmen, planı ortaya koyan tarafın daha sonra Alaska’daki görüşmelerden ve varılan mutabakatlardan uzaklaştığı bir süreci de ifade ediyor.