GAZETEM RUSYA | SİYAMEND KAÇMAZ

Ukrayna’da Trump, İran’da Putin: Küresel dengenin yeni şifresi

Güncelleme Tarihi: Mayıs 01, 2026 13:19
GAZETEM RUSYA HABER MERKEZİ
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 01, 2026 13:19

Siyamend Kaçmaz

Ukrayna’da arabuluculuk rolünü üstlenen Trump’a karşılık Putin’in İran çıkmazında devreye girmesi, küresel dengenin yeni şifresini ortaya çıkardı. ABD’nin Rusya-Ukrayna hattında kurmaya çalıştığı müzakere masasına karşı Moskova’nın ABD-İran geriliminde arabuluculuk pozisyonuna geçmesi, sonu merakla takip edilen bir diplomasi satrancına dönüşmüş durumda. Her iki ülkenin hamleleri diplomasi tarihine titizlikle not düşülüyor.

Reklam

Geçtiğimiz gün tarihî bir olaya tanıklık ettik. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin satır aralarına baktığımızda, dünyanın yeni bir dengeye oturduğunu artık daha net görüyoruz.

ABD, dört yıldır süren Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmada arabuluculuk rolünü üstlenmiş, bu dosyayı sonuçlandırmaya odaklanmış, hatta bu konuda yol da almıştı. Ancak İsrail, ABD ve İran hattında yaşanan savaşla birlikte tablo tamamen değişti. Bu kez Washington’un İran’da karşı karşıya kaldığı diplomatik çıkmazda Moskova’dan gelen “Arabulucu olabiliriz” mesajı ile müzakere masası tek taraflı olmaktan çıktı ve küresel siyasette denge yeniden kuruldu.

Rusya’nın ve özellikle Vladimir Putin’in attığı adımlara bakıldığında, her hamlesinin büyük ölçüde denge siyaseti üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Putin, krizleri yalnızca kendi ekseninde değil, küresel güç dengeleri içinde okuyan ve buna göre hamle yapan bir lider profili çiziyor. Putin’in kendisinin de yetiştiği Sovyet diplomasisi mekanizmasını sahaya sürmesi tesadüf değil. Bu son gelişmede de aynı yaklaşımı gördük. Moskova, günübirlik çıkarlara odaklanmak yerine Hürmüz Boğazı krizinde petrol gelirleri tavan yapabilecekken İran’ın elindeki bu kozu gölgede bırakmayarak diplomatik kazancı tercih etti.

İran Dışişleri Bakanı hafta içinde Rusya’ya geldi ve Putin ile görüştü. Bu görüşmede masada Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuri Uşakov da vardı. Yani az önce ifade ettiğim Sovyet diplomasisinin müfredatından geçmiş iki isim. Bu masada Rusya, İran’ın çıkarlarına uygun şekilde hareket edeceğini ve Tahran’ı destekleyeceğini resmen teyit etmiş oldu. Ardından gerçekleşen Trump-Putin telefon görüşmesinde de bu meselenin diplomatik masada çözülmesi gerektiği vurgulandı. Rusya, bu konudaki tavrının çok net olduğunu ortaya koyarken ABD ile İran arasında arabuluculuk yapabileceğini de hem ifade etti hem de gösterdi.

Zaten bu telefon görüşmesinin ardından Trump öyle bir cümle kurdu ki bu sözler sıradan bir açıklama gibi okunamaz. Trump, Rusya-Ukrayna ve İran-ABD savaşlarının aynı anda bitebileceğine işaret eden bir ifade kullandı. Bu, öylesine kurulmuş bir cümle değildi. Trump’ın çoğu zaman ağzına geleni söyleyen bir lider olduğu düşünülürse, aslında yapılan görüşmenin içinden çıkan sonucu kendi kelimeleriyle ifade etmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu hamle, Rusya’ya ABD karşısında diplomatik eşitlik sağlarken aynı zamanda enerji gelirlerine yaptırımlarla darbe vurup Moskova’yı çökertmeye çalışan Avrupa’yı yeniden Rusya’nın kapısını çalma noktasına getirdi.

Son tahlilde şunu çok net ifade edebiliriz: Dünya artık tam anlamıyla yeni bir dengeye oturuyor. Tek kutuplu düzen geride kalırken çok kutuplu sistem son şeklini almaya başladı. Rusya, artık yalnızca bölgesel krizlerde taraf olan bir aktör değil; aynı zamanda küresel krizlerde arabulucu pozisyonuna da geçen bir güç olarak sahneye çıkıyor.

Üstelik Moskova tüm bunları, Avrupa’nın tüm ekonomik ve askerî gücüyle desteklediği Ukrayna’ya karşı savaşırken yapıyor. Bu tablo, küresel dengeler yeniden şekillenirken Rusya’nın yalnızca sahada değil, diplomasi masasında da ağırlığını artırdığını gösteriyor. Artık terazinin bir kefesinde ABD’nin Ukrayna hattındaki arabuluculuk girişimi, diğer kefesinde de Rusya’nın İran dosyasında üstlendiği rol var.

Bu arada Türkiye’nin hem Ukrayna-Rusya hemde ABD-İran savaşındaki politik yaklaşımını ve aldığı dengeleyici pozisyonu da göz ardı etmemek gerek. Ankara, bir yandan NATO üyesi kimliğini ve Batı ittifakı içindeki yerini korurken, diğer yandan Moskova ve Tahran’la diplomatik kanallarını açık tutarak krizlerin yönetilebilir zeminde kalmasına katkı sunuyor. Bu yönüyle Türkiye, yalnızca bölgesel gelişmelerden etkilenen bir ülke değil; aynı zamanda kendisini gelişmelerin yönünün belirlenmesinde de rol alan konuma koymayı başardı.

İlginizi Çekebilir