
Rusya, İran’ın Hürmüz Boğazı hamlesini gölgede bırakmamak için petrol fiyatlarının hızla yükseldiği bir dönemde önüne çıkan büyük fırsatı bilinçli biçimde sonuna kadar kullanmıyor. Peki, bu tutumu nasıl okumak gerekir?

Bu tablo, Moskova’nın yalnızca enerji fiyatlarına bakarak hareket etmediğini gösteriyor. Eğer aynı kriz, İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından önce yaşansaydı, Kremlin’in bu gelişmeyi çok daha sert bir ekonomik ve diplomatik avantaja çevirmesi şaşırtıcı olmazdı. Hele söz konusu isim, fırsatları hamleye dönüştürme becerisiyle tanınan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise… Ancak bugün Rusya’nın daha temkinli bir çizgide durması, stratejik ortağı İran’ın elindeki en güçlü jeopolitik kartlardan birini zayıflatmak ve gölgede bırakmak istemediğini gösteriyor. Başka bir deyişle Moskova, kısa vadeli petrol gelirinden çok, Tahran’ın bölgesel baskı gücünün ve dengelerin korunmasını önceleyen bir tutum sergiliyor.
Rusya’nın İran’a verdiği desteği, yalnızca kapalı kapılar ardında yürütüldüğü iddia edilen askerî yardım başlığı altında okumaya çalışmak da eksik kalır. Moskova, Tahran’ın elini zayıflatacak adımlardan özellikle kaçınarak çok daha güçlü bir siyasi destek sunuyor. Çünkü Rusya isteseydi, Hürmüz’de yükselen gerilimi kendi enerji çıkarları doğrultusunda çok daha agresif biçimde kullanabilir, bundan da büyük kâr elde edebilirdi. Ancak bunu yapmaması, stratejik ortaklık ilişkisinde İran’ın pozisyonunu gözettiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Nitekim Rusya, ilk günden bu yana krizin sükûnetle çözülmesi gerektiğini savunan ve bu yönde çaba gösteren bir tutum sergiliyor. Hatta İsrail’in saldırgan tavrının bölgede uzun süre çözülemeyecek büyük bir sorun yaratacağının da altını çiziyor.
ABD’nin İran’la uğraşması Rusya’yı sanıldığı kadar memnun etmiyor
Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta da şu: ABD’nin İran’la uğraşması, sanıldığı kadar Rusya’nın işine yaramıyor. Hatta birçok açıdan Moskova’nın hesaplarını zorluyor. Çünkü ABD Başkanı Donald Trump, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmeye dönük diplomatik girişimlerde son dönemde en fazla inisiyatif alan isimlerin başında geliyordu. Eğer İran’a yönelik saldırı gerçekleşmemiş olsaydı, kısa süre sonra Birleşik Arap Emirlikleri’nde Rusya, Ukrayna ve ABD arasında yeni bir müzakere turunun yapılması bekleniyordu. Ancak savaşın başlamasıyla bu süreç fiilen rafa kalktı ve o günden bu yana beklenen temas henüz gerçekleşmedi. Dolayısıyla İran cephesinde yükselen gerilim, ilk bakışta düşünülenin aksine Rusya’yı memnun eden değil, bazı önemli diplomatik planlarını erteleyen bir gelişmeye dönüştü.
Rusya’nın rahatsız olduğu bir başka başlık ise Orta Doğu’da yeniden tırmanan gerilimin bölgesel dengeleri sarsma ihtimali… Çünkü Moskova, Arap Baharı sonrasında Arap coğrafyasında önemli ölçüde nüfuz alanı oluşturdu. Tam da bu nedenle İsrail’in öncülük ettiği ve ABD’yi de içine çeken yeni bir çatışma dalgası, Rusya’nın bölgede kurduğu hassas dengeyi bozma riski taşıyor. Kremlin açısından mesele yalnızca İran’ın hedef alınması değil; İsrail’in Gazze’de Filistin’e yönelik saldırıları ile Lübnan’daki askerî hareketliliğinin de bölgeyi daha geniş ve daha kırılgan bir çatışma sarmalına sürüklemesidir. Bu yüzden Moskova, bölgedeki yangının büyümesini değil, kontrollü biçimde söndürülmesini isteyen bir tutum sergiliyor.
Bütün bu tablonun içinde Rusya’yı memnun eden bir unsur varsa, o da Avrupa Birliği’nin giderek daha görünür hâle gelen iç çelişkileri. Çünkü Ukrayna-Rusya savaşı, Avrupa’nın kendi içinde de ciddi bir siyasi gerilim üretti. Özellikle Rusya ile diyalog kurulması gerektiğini savunan ülkeler ile daha sert bir çizgide ısrar edenler arasındaki ayrım artık daha belirgin. Bu da Moskova’ya, karşısındaki blokun sanıldığı kadar yekpare olmadığını gösteriyor. Rusya açısından Avrupa Birliği’nin içine düştüğü bu siyasi sıkışma, savaşın ve bölgesel krizlerin doğurduğu en önemli stratejik sonuçlardan biri olarak öne çıkıyor. Çünkü Avrupa’nın bu sıkışmışlığı, özellikle Rusya’ya yaptırımlar konusunda sert bir politika uygulama ve Ukrayna’ya destek verme konusunda artık eskisi kadar elinin güçlü olmadığının bir göstergesi. Özellikle enerji konusunda depoları boşalan Avrupa’nın kuyruğu dik tutma çabası ve stratejik rezervlerini bile kullanmaya başlaması, onların bir şekilde Rusya’nın kapısını çalacağının göstergesi.
Moskova, bugün önündeki tabloya yalnızca petrol fiyatları üzerinden bakmıyor. Kremlin bir yandan İran’ın elindeki stratejik kartı zayıflatmak istemiyor, diğer yandan Orta Doğu’daki yangının daha da büyümesinden rahatsızlık duyuyor; aynı zamanda Avrupa Birliği’nin iç gerilimlerinin derinleşmesini de dikkatle izliyor. Bu nedenle Rusya’nın mevcut tutumu, kısa vadeli ekonomik kazançtan çok daha büyük bir jeopolitik hesabın parçası olarak okunmalı. Putin yönetimi için asıl mesele, günübirlik kazançlardan ziyade kriz sonrasında kurulacak yeni dengelerde Rusya’nın hangi pozisyonda duracağı. Bu yüzden hem elindeki enerji kartını harcamıyor hem de ortağı İran’ın hamlesini boşa çıkarmak istemiyor.