GAZETEM RUSYA | SİYAMEND KAÇMAZ

Avrupa’daki çatlak, müzakere masasında barışa yaklaşıldığını gösteriyor

Güncelleme Tarihi: Şubat 09, 2026 09:21
GAZETEM RUSYA HABER MERKEZİ
Oluşturulma Tarihi: Şubat 09, 2026 09:21
Siyamend Kaçmaz

Rusya-Ukrayna cephesinde çatışmalar sürerken, diplomasi sahnesinde sessiz ama derin bir yeniden şekillenme yaşanıyor. Avrupa cephesindeki çatlak belirginleşirken, Washington ile Moskova arasındaki temasların sıklaşması ve başlangıçta en sert biçimde karşı çıkan aktörlerin dahi Rus sporcuların uluslararası müsabakalara dönüşünü açıkça dillendirmesi, barışa doğru mesafenin giderek yaklaştığını işaret ediyor. Yakın bir tarihte İstanbul’da AB-Rusya normalleşme masası da kurulursa şaşırmayın.

Reklam

Ben gözlemlerime dayanarak barışa yaklaşıldığını düşünenlerdenim. Bu kanaatimi besleyen iki temel unsur var; Avrupa cephesinde giderek derinleşen kırılma ve ABD ile Rusya’nın Alaska’da yürüttükleri görüşmelerde, farklı başlıklar ele alınmasına rağmen temel pozisyonlarını koruduklarını sık sık vurgulamaları. Buna ek olarak, Rusya’nın sürecin en başından itibaren “megafon diplomasisi” yerine kapalı kapılar ardında, kamuoyu önünde tartışılmadan yürütülen bir müzakere tercihine son günlerde ABD’nin de buna uyduğu dikkatimi çekiyor. Daha önce görüşmelerle ilgili uzun ve ayrıntılı açıklamalar yapan ABD Başkanı Donald Trump’ın artık son derece sınırlı ve kısa ifadelerle yetinmesi, Washington’un da bu sürecin sessiz biçimde ilerletilmesi gerektiği noktasına geldiğini gösteriyor.

Abu Dabi’de yapılan görüşmeler, her iki tarafta da çatışmayı sonlandırmaya yönelik bir iradenin bulunduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Moskova, sürecin başından bu yana “diplomatik çözüm” vurgusunu koruduğunu ifade ediyor ve ana pozisyonunda köklü bir değişikliğe gitmedi. Mevcut tabloya bakıldığında, Rusya’nın bu çizgiden geri adım atması da beklenmiyor. ABD ile Rusya’nın Alaska temaslarında pozisyonlarını muhafaza ettiklerini defalarca dile getirmeleri, sürecin belirli bir çerçevede ilerlemesini sağlayan en önemli unsur olarak öne çıkıyor. Zira görüşmelerin sonuçsuz kaldığı yönündeki algı ve haberler ne zaman artsa, hem Rusya’dan hem de ABD’den Alaska’daki mutabakata bağlı kalındığını vurgulayan açıklamalar geliyor.

İstanbul’da bu kez AB-Rusya masası kurulubilir

Avrupa Birliği cephesinde ise artık belirgin bir kırılmadan söz etmek mümkün. Bir dönem neredeyse mutlak bir birlik içinde kullanılan yaptırım dili giderek etkisini yitiriyor. Üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları belirginleşirken, farklı tonlar ve öncelikler daha açık şekilde dile getirilmeye başlandı. Yaptırımların tek başına sonuç üretmediği, diyalog kanallarının açılması gerektiği ve ABD ile Rusya’nın kurduğu müzakere masasında Avrupa’nın da Ukrayna ile birlikte yer alması gerektiği fikri giderek daha güçlü biçimde seslendiriliyor. Hatta ABD-Rusya normalleşmesine benzer bir formatta, Avrupa Birliği ile Rusya arasında doğrudan bir temas zemini oluşturulması düşüncesi artık soyut bir ihtimal olmaktan çıkmış durumda. Bu çerçevede, daha önce ABD ile Rusya arasındaki temaslara ev sahipliği yapan İstanbul’un, bu kez Avrupa Birliği-Rusya görüşmeleri için de adres olarak teklif edileceğini düşünüyorum.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren somut işaretler de bulunuyor. Geçtiğimiz hafta basına yansıyan bilgiler, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yakın çevresinden bir ismin Moskova’ya gelerek temaslarda bulunduğunu ve Fransız lider ile Rus lider arasında bir görüşmenin hazırlığının yapıldığını ortaya koydu. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un son dönemde yaptığı açıklamalar da bu tabloyu destekliyor. Her iki isim de bazı Avrupalı liderlerle temasların sürdüğünü, ancak bu görüşmelerin kamuoyuna açık biçimde duyurulmasının istenmediğini ifade etti.

Önümüzdeki günlerde Avrupa Birliği ile Rusya’yı aynı masa etrafında buluşturacak zemin arayışlarının hız kazanmasını bekliyorum. Bu sürecin yeniden İstanbul merkezli şekillenmesi güçlü bir ihtimal olarak gözüküyor. Türkiye, hem ABD ile Rusya’nın normalleşme sürecinde hem de Ukrayna-Rusya temaslarında, her iki taraf nezdinde güvenilir bir arabulucu rolü üstlendiğini defalarca gösterdi. Farklı aktörlerle aynı anda konuşabilen ender ülkelerden biri olma özelliğini koruyor.

Bütün tablo bir araya getirildiğinde, barışın artık uzak bir ihtimal olmaktan çıktığını gösteriyor bize. Alaska’da ele alınan başlıkların 28 maddeden 20’ye düşmesi ve bu başlıkların önemli bir bölümünde uzlaşı sağlanmış olduğunun açıklanması, gelinen noktayı açık biçimde ortaya koyuyor. Çözülmesi zor birkaç başlık hâlâ masada olsa da bu aşamaya ulaşılması başlı başına ciddi bir ilerleme anlamına geliyor. Tarafların açıklamalarında “barışı hızlandırmak gerekiyor” ifadesinin giderek daha sık ve daha güçlü biçimde dile getirilmesi de bu sürecin doğal tamamlayıcısı niteliğinde.

Öte yandan, bu savaşın mutlak bir galibi olmayacağını da açıkça ifade etmek gerekiyor. Rusya dahi süreci bir “zafer” anlatısı üzerinden tanımlamıyor. Ortaya çıkan tablo, Moskova’da daha çok Batı ile Rusya arasındaki geniş ölçekli bir güç mücadelesi olarak okunuyor. Özellikle AB tarafından artık sayısını bile hatırlamadığım yaptırımların hedeflediği sonuçlara ulaştığını söylemek ise mümkün değil. Avrupa Birliği tarafından dondurulan Rus varlıklarının toplam rezervler içindeki payı bile eski önemini kaybetmiş durumda. Geçen hafta Rusya Merkez Bankası verilerini incelerken gördüm; ülkenin rezervleri 800 milyar doların üzerine çıkmış. Bu veriler, ekonomik baskının Moskova’yı beklenen noktaya sürüklemediğini net biçimde ortaya koyuyor. Rusya, dört yılda rezervlerini neredeyse dondurulan varlıklar kadar artırmış durumda. Bu tablo, yaptırımların etkisi konusunda birçok sorunun cevabını tek başına sizce de vermiyor mu?

Bu arada Batı’nın Ukrayna’yı müzakere masasına oturtma yaklaşımı da ciddi bir gerçeklik sorunu barındırıyor. Sanki Kiev, Rusya topraklarında Rostov’a kadar ilerlemiş ve güçlü bir pazarlık kozuyla masaya geliyormuş gibi bir algı üzerinden hareket ediliyor. Oysa sahadaki durum bu tabloyla örtüşmüyor. Gerçeklikten kopuk bir zeminde yürütülen müzakerelerin kalıcı sonuç üretmesi mümkün değil. ABD bu gerçeğe belli ölçüde uyum sağlarken, Avrupa’nın hâlâ bu tabloyu görmezden gelmesi barışa giden yoldaki en önemli tıkanıklıklardan biri olarak duruyor.

Rus diplomatlardan,“Avrupa Birliği temsilcileri temas kuruyor, gelip gidiyorlar; ancak masaya oturduklarında dört yıldır kamuoyu önünde savundukları eski tezleri yeniden anlatmaya ve bu çerçevede bizi ikna etmeye çalışıyorlar. Bunun adı diplomasi değil. Bugüne kadar sonuç üretmemiş bir yaklaşımın tekrar dayatılması ise zaman kaybından başka bir anlam taşımıyor.” değerlendirmesini sıkça duyuyorum. Bu algı değiştiği anda sürecin hızlanmaması için ortada bir neden kalmayacaktır; nitekim son dönemde bu yönde bazı değişim sinyalleri de görülüyor. Algı tamamen kırıldığında mesele barışın mümkün olup olmadığı değil, imzaların ne kadar sürede atılacağı olacaktır. Bu takvim de haftalarla değil, günlerle ölçülen bir sürece dönüşebilir.

Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan çatışma, bugün ya da yarın, kaçınılmaz olarak bir barışla sonuçlanacaktır. Tarih bu süreci kaleme alırken bazı durakların altını özellikle çizecektir. İstanbul’daki ilk görüşmeler, görüşmelerin üzerine inşa edilen Alaska temasları ve devamındaki Abu Dabi’de yapılan müzakereler, şimdiden bu savaşın temel dönüm noktaları olarak hafızadaki yerini almış durumda.

İlginizi Çekebilir