GAZETEM RUSYA | DÜNYA

Lavrov’dan BMGK’da Ukrayna çıkışı: Müzakereler sürebilir, operasyon durmayacak

Lavrov’dan BMGK’da Ukrayna çıkışı: Müzakereler sürebilir, operasyon durmayacak
GAZETEM RUSYA HABER MERKEZİ

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Ukrayna konulu toplantısında Moskova’nın kalıcı bir barış anlaşmasına yönelik müzakerelere hazır olduğunu ancak görüşmeler devam ederken özel askerî operasyona ara vermeyeceğini açıkladı. Lavrov, Ukrayna krizinin 2004’ten bu yana yaşanan aşamalarına ilişkin Rusya’nın görüşlerini aktarırken Avrupa ülkelerine ve Batı’ya yönelik kapsamlı eleştirilerde bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığının resmî internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre Lavrov, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen BMGK toplantısındaki konuşmasına Batılı ülkelere, özellikle de Avrupa’ya “teşekkür ederek” başladı. Lavrov, “Onlar olmasaydı Ukrayna’daki durum askıda kalmaya devam eder, Kırım, Donbass ve Novorossiya sakinleri seçim hakkından mahrum kalırdı” ifadelerini kullandı.

Reklam

Lavrov 2004 ve 2014 sürecine ilişkin Rusya’nın tezlerini anlattı

Lavrov, Ukrayna krizinin köklerini 2004 yılına kadar götürerek Brüksel’i, Ukrayna’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “yasa dışı üçüncü turu” dayatmakla suçladı. Rus bakana göre Brüksel, Ukraynalılardan Rusya ile Avrupa arasında seçim yapmalarını istedi.

2013 yılında Kiev’de Ukrayna’nın Avrupa Birliği ile Ortaklık Anlaşması’nı derhal imzalaması talebiyle başlayan olaylara da değinen Lavrov, Brüksel’in Ukrayna’nın Bağımsız Devletler Topluluğu serbest ticaret bölgesi kapsamındaki yükümlülüklerini görmezden geldiğini savundu.

Lavrov, Şubat 2014’te dönemin Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç ile muhalefet arasındaki müzakerelerde Avrupalı ülkelerin arabuluculuk yaptığını hatırlattı. Rus Dışişleri Bakanı, Yanukoviç’in erken cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık amacıyla ulusal birlik hükümeti kurulması ve iktidarla muhalefetin şiddetten vazgeçmesi de dâhil olmak üzere kendisine sunulan şartları kabul ettiğini belirtti.

Söz konusu anlaşmanın 21 Şubat 2014’te Almanya’dan F.-V. Steinmeier, Polonya’dan R. Sikorski ve Fransa’dan L. Fabius’un resmî garantileri altında imzalandığını belirten Lavrov, buna rağmen 22 Şubat gecesi muhalefetin hükümet binalarını ele geçirdiğini söyledi.

Lavrov, “Ulusal birlik hükümeti değil, ‘galipler hükümeti’ oluşturuldu. Deyim yerindeyse, ‘farkı hissedin’” dedi.

Rus bakan, anlaşmanın garantörlerini de eleştirerek Fransa’nın 23 Şubat 2014’te “Başlayan demokratik geçiş Ukrayna halkının beklentilerine yanıt veriyor” açıklamasını yaptığını hatırlattı.

Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı U. Hague’in de 22 Şubat’ta “Son gelişmeler Ukraynalıların farklı bir geleceğe doğru ilerleme iradesini gösterdiğini ortaya koydu” dediğini aktaran Lavrov, Hague’in 24 Şubat’ta ise “Yanukoviç artık genel kabul gören cumhurbaşkanı değil” açıklamasını yaptığını belirtti.

Lavrov, dönemin Almanya Başbakanı A. Merkel’in de 1 Mart 2014’te “Ukraynalılara özgürlük ve demokrasi yönündeki irade ve çabalarında her türlü desteği vermeliyiz” dediğini hatırlattı.

Rusya Dışişleri Bakanı, Batı’dan “açık çek” aldığını söylediği Kiev’deki yeni yönetimin Rus dilinin statüsünü kaldırmayı hedeflediğini savundu. Lavrov’a göre Kırım ve Donbass’ta iktidar değişikliğine karşı çıkanlar “terörist” ilan edildi; üzerlerine silahlı gruplar ile topçu ve hava kuvvetleri de dâhil olmak üzere düzenli ordu birlikleri gönderildi.

Lavrov, bu gelişmelerin Kırım’da Kiev’deki yönetimden bağımsızlık ve Rusya ile yeniden birleşme konusunda referanduma gidilmesiyle sonuçlandığını söyledi. Kiev’deki yönetimi “açıkça Nazi rejimi” olarak nitelendiren Lavrov, bunun Rus tarafının 2014 sürecine ilişkin değerlendirmesi olduğunu ortaya koydu.

Lavrov, Avrupalı ülkelerin Şubat 2014 anlaşmasının uygulanmasını sağlamaları halinde Ukrayna’nın 1991 sınırları içindeki toprak bütünlüğünün korunabileceğini ileri sürdü. Rus bakan, Avrupa’yı “yalan söylemek ve hedeflerine suç teşkil eden yöntemlerle ulaşmaya çalışmakla” suçladı.

Minsk Anlaşmaları ve İstanbul müzakereleri

Lavrov, 12 Şubat 2015’te imzalanan Minsk Anlaşmaları’nın 17 Şubat’ta Rusya’nın girişimiyle BMGK tarafından oybirliğiyle onaylandığını hatırlattı.

BM Şartı’nın 25. maddesine dikkat çeken Lavrov, söz konusu maddenin bütün BM üyelerinin “Güvenlik Konseyi kararlarına uymasını ve bunları yerine getirmesini” öngördüğünü söyledi.

Lavrov, dönemin Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko’nun Minsk Anlaşmaları’nı uygulamayı reddettiğini, Berlin ve Paris’in ise Kiev yönetimini bu konuda ikna etmek için gerekli adımları atmadığını savundu.

Rus bakan, 19 Aralık 2019’da Almanya, Fransa, Rusya ve Ukrayna’nın katılımıyla gerçekleştirilen Normandiya Dörtlüsü zirvesini de hatırlattı. Ukrayna’yı bu kez, Lavrov’un ifadesiyle barışın sağlanması, Rusya ile iyi komşuluk ilişkilerinin kurulması ve Rus diline yönelik baskıların sona erdirilmesi vaatleriyle iktidara gelen Vladimir Zelenskiy temsil etti.

Paris’te kabul edilen bildiride Minsk Anlaşmaları’nın tamamen uygulanması ve Donbass’ın bazı bölgelerine özel statü verilmesinin Ukrayna Anayasası’na dâhil edilmesi gerektiğinin teyit edildiğini belirten Lavrov, söz konusu statünün Rusçanın kullanılması ve yerel yönetim hakkını içerdiğini söyledi.

Lavrov’a göre Minsk Anlaşmaları tam olarak uygulanmış olsaydı Ukrayna, Kırım dışında 1991 sınırları içinde kalacaktı. Kırım meselesinin Rusya açısından “uzun zamandır kapanmış” olduğunu belirten Lavrov, Avrupa’nın Minsk sürecinin uygulanmasına engel olduğunu savundu.

Lavrov, A. Merkel, F. Hollande ve P. Poroşenko’nun görevlerinden ayrıldıktan sonra yaptıkları açıklamalara atıfta bulunarak, Minsk Anlaşmaları’nı uygulamayı düşünmediklerini ve Ukrayna’yı silahlandırmak için zaman kazanmaya çalıştıklarını söylediklerini aktardı. Rus bakana göre Paris’teki görüşmeler dâhil diplomatik temaslar, diplomasi görüntüsü altında Rusya karşıtı politikanın sürdürülmesine hizmet etti.

Lavrov, Rusya’nın Aralık 2021’de Rusya, Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinin güvenlik çıkarlarının karşılıklı olarak dikkate alınmasını öngören öneriler sunduğunu ancak bunların NATO ve dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimi tarafından “kibirli biçimde reddedildiğini” söyledi.

Rus bakan, bu dönemde Kiev’in kontrolü altında bulunmayan Donbass bölgelerini askerî güçle ele geçirmeye yönelik hazırlık yapıldığını ileri sürdü. Lavrov, Rusya’nın bu senaryoyu engellemek amacıyla Şubat 2022’de özel askerî operasyonu başlatmak zorunda kaldığını savundu.

Lavrov’a göre operasyonun başlamasından yaklaşık bir hafta sonra Ukrayna tarafı müzakere talebinde bulundu. Belarus ve İstanbul’da birkaç tur görüşme gerçekleştirildiğini hatırlatan Lavrov, Ukrayna heyetinin çözüm için temel ilkeler sunduğunu ve Rus müzakerecilerin de bunları kabul ettiğini söyledi.

Lavrov, söz konusu metinde Ukrayna’nın tarafsız statüsünün güvence altına alındığını, sahadaki durumun dikkate alındığını ve yeni askerî provokasyonlar ile saldırı girişimlerini önlemeyi amaçlayan kolektif güvenlik garantilerinin yer aldığını belirtti.

Belgenin Rusya ve Ukrayna heyetlerince paraflandığını söyleyen Lavrov, dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın Kiev’in kendi sunduğu ve paraflanan metin temelinde hukuken bağlayıcı anlaşma imzalamasına karşı çıktığını ve Ukrayna yönetimini savaşa devam etmeye yönlendirdiğini ileri sürdü. Avrupa’nın da Londra’nın bu tutumunu desteklediğini savundu.

Lavrov, paraflanan anlaşmanın hayata geçirilmesi durumunda Ukrayna’nın Kırım ve Donbass’ın bir bölümü dışında 1991 sınırları içinde kalacağını söyledi.

Anchorage süreci ve Moskova’nın müzakere şartları

Lavrov, konuşmasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Ağustos 2025’te Alaska’da gerçekleştirdiği zirveye de değindi.

Rus bakana göre Putin, Washington’ın belirli tavizler içeren önerilerini kabul etti. Lavrov, Rusya ve ABD liderlerinin Anchorage’daki ortak basın toplantısında temel konularda mutabakata varıldığını açıkladıklarını ve Trump’ın sonraki günlerde yaptığı açıklamalarda da bunu teyit ettiğini söyledi.

Lavrov, Avrupa ülkelerinin bunun ardından ABD Başkanı’nı kendi girişiminden vazgeçirmeye çalıştığını savundu. Boris Johnson’ın 2022’de Ukrayna tarafının İstanbul’da sunduğu önerilerin geri çekilmesini sağladığını ileri süren Lavrov, benzer bir sürecin Anchorage sonrasında da yaşandığını söyledi.

Lavrov, Avrupalı bir heyetin hemen Washington’a gittiğini ve Anchorage’da varılan mutabakatların uygulanmasına yönelik çalışmaların durması için girişimlerde bulunduğunu iddia etti.

Rus Dışişleri Bakanı, Haziran 2026’da Evian’da gerçekleştirilen G7 zirvesi ile Ankara’daki NATO zirvesinde Emmanuel Macron ve diğer bazı Batılı liderlerin “Anchorage’ı gömdüklerini” söylediklerini aktardı. Lavrov’a göre söz konusu liderler, ABD’nin artık “kesin biçimde Ukrayna’nın yanında” bulunduğunu da dile getirdi.

Lavrov, Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın Moskova’ya yaptıkları son ziyarette Washington’ın Ukrayna krizinin çözümüne katkıda bulunmaya yönelik ilgisinin devam ettiğini teyit ettiklerini söyledi.

Trump’ın Anchorage görüşmesinden sonra yaptığı açıklamayı hatırlatan Lavrov, “Herkes, herhangi bir ateşkes anlaşmasının değil, Rusya ile Ukrayna arasında savaşı güvenilir biçimde sona erdirecek uzun vadeli bir barış anlaşmasının hedeflenmesi gerektiği konusunda hemfikir” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın “kalıcı ve adil” olarak nitelendirdiği bir barışa ulaşmak amacıyla müzakerelere hazır olduğunu belirten Lavrov, çözülmesi gereken konuların Putin’in Haziran 2024’te yaptığı kapsamlı konuşmada ortaya konulduğunu söyledi.

Lavrov bununla birlikte, “Acı tecrübelerden ders çıkardık. Hangi formatta olursa olsun müzakereler süresince özel askerî operasyona ara vermeyeceğiz” dedi.

Rus bakan, Avrupa ülkelerinin müzakereler sırasında operasyonun durmasını Kiev yönetimine “nefes aldırmak” ve tükenen askerî cephaneliğini yeniden doldurmak amacıyla istediğini savundu. Lavrov ayrıca Kiev yönetiminin “çaresizlik nedeniyle uzun zamandır açıkça terörist yöntemlere başvurduğunu” ileri sürdü.

Rus dili, Ukrayna Ortodoks Kilisesi ve Avrupa’ya yönelik suçlamalar

Lavrov, özel askerî operasyonun hedeflerinden birinin Rusya’nın güvenlik çıkarlarının korunmasının yanı sıra Kırım, Donbass ve Novorossiya ile Ukrayna’nın diğer bölgelerinde yaşayan Rusların ve Rusça konuşanların haklarının güvence altına alınması olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı, Ukrayna’da Batı’nın onayıyla Rusçayı eğitim, medya, kültür ve günlük yaşam dâhil bütün alanlarda tamamen yasaklayan kanunların yürürlükte olduğunu ileri sürdü. Lavrov, aynı düzenlemelerin “kanonik Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ni” de yasakladığını savundu.

Bu yasaların özel askerî operasyondan çok önce, 2017 yılından itibaren kabul edilmeye başlandığını belirten Lavrov, Avrupa ülkeleri ile NATO’nun bu süreç karşısında sessiz kaldığını söyledi.

Lavrov, Ukrayna’da “Nazi ideolojisi ve uygulamalarının teşvik edilmesinin” de yasal düzeyde desteklendiğini iddia etti.

Rus bakan, Zelenskiy ve yönetimindeki bazı isimlerin Hitler’in işbirlikçilerinin naaşları önünde diz çöktüğünü ileri sürdü. Lavrov’a göre söz konusu naaşlar Avrupa’dan Kiev’e yeniden defnedilmek üzere “kraliyet törenini andıran şekilde” getirildi.

Lavrov ayrıca bu kişilere ait mezarlardan alınacak kalıntılarla, Ortodokslar açısından kutsal kabul edilen Kiev-Peçersk Lavrası topraklarında bir “Ukrayna kahramanları panteonu” oluşturulmasının planlandığını öne sürdü. Rus bakan, Hitler Nazizmine karşı mücadelede Rusya’nın eski müttefiklerinin bu gelişmelere “göz yumduğunu” savundu.

Lavrov, Batı’nın ve özellikle Avrupa Birliği’nin insan haklarından sık sık söz ettiğini ancak Kiev yönetimi söz konusu olduğunda aynı yaklaşımın görülmediğini ileri sürdü.

BM Şartı’nın 1. maddesine dikkat çeken Lavrov, bu maddede insan hakları ve temel özgürlüklerin ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı yapılmaksızın korunmasının öngörüldüğünü hatırlattı.

Lavrov, “Cinsiyet konusunda Kiev yönetiminin daha çok Avrupa’yı örnek aldığını anlıyoruz. Ancak dil ve din söz konusu olduğunda hiçbir manevra yardımcı olamaz” dedi.

Rus bakan, Moskova’nın Rus diline ve Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne yönelik uygulamaları gündeme getirdiğinde kendilerine, kapsamlı bir çözüm sağlandıktan sonra bu meselenin de “paket içinde” ele alınacağı yanıtının verildiğini söyledi.

Lavrov, “BM Şartı’nın gerekleri pazarlık konusu olamaz. Bunların herhangi bir bağlantı kurulmadan koşulsuz biçimde uygulanması gerekir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve bazı Avrupalı yetkililerin Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne doğru ilerlediğini ve Kiev’e para ile silah desteğinin sürdürülmesi gerektiğini söylediklerini belirten Lavrov, bunun gerekçesi olarak “Ukrayna Avrupa değerlerini savunuyor” ifadesinin kullanıldığını aktardı.

Lavrov, bu söylem üzerinden AB’ye yönelik sert suçlamalarda bulunarak, “Bu, ırkçılığın, kilise ve din adamlarına yönelik baskıların ve Ukrayna milliyetçiliğinin iğrenç, vahşi biçimleri üzerinden Nazizmin yüceltilmesinin bugün Avrupa Birliği’nin üzerine kurulduğu değerler olduğu anlamına geliyor” dedi.

Rus bakan, Finlandiya Cumhurbaşkanı A. Stubb’ın “Şimdi biz Ukrayna’dan, Ukrayna’nın bizden öğrendiğinden daha fazlasını öğreniyoruz” şeklindeki açıklamasını da hatırlattı.

Lavrov ayrıca “Dünyanın hiçbir yerinde Ukrayna dışında bir dil bütünüyle yasaklanmış değil. Üstelik söz konusu dil BM’nin resmî dillerinden biri” dedi.

İsrail’de Arapça ve Farsça, Arap ülkelerinde ve Yahudi toplumu ile sinagogların bulunduğu İran’da İbranice konuşulabildiğini söyleyen Lavrov, “İrlanda’da bile İngilizce konuşabilirsiniz. Ama Ukrayna’da Rusça yasak ve anladığımız kadarıyla AB ve NATO üyeleri bundan tamamen memnun” ifadelerini kullandı.

Lavrov, Baltık ülkelerinin de Zelenskiy’i örnek aldığını savundu.

BM’ye Grönland ve kendi kaderini tayin eleştirisi

Konuşmasının son bölümünde BM Genel Sekreterliği’nin Ukrayna konusundaki yaklaşımını eleştiren Lavrov, Ukrayna krizinin başlangıcından bu yana Genel Sekreter ve resmî temsilcilerinin şu ifadeyi kullandığını söyledi:

“Çatışma uluslararası hukuk, BM Şartı, Genel Kurulun ilgili kararları ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ilkesi temelinde çözülmelidir.”

Lavrov, Moskova’nın BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e de ilettiği görüşlerde BM Şartı’nda halkların kendi kaderini tayin hakkı ile ana dil ve din haklarına saygı gibi başka ilkelerin de bulunduğunu hatırlattığını söyledi. Rus bakana göre BM yetkilileri buna karşılık Ukrayna konusunda kullanılan formülün “titizlikle oluşturulduğunu ve değiştirilemeyeceğini” belirtti.

Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ın ABD topraklarının bir parçası olabileceğine ilişkin açıklamasından sonra bir BM yetkilisine konu hakkında soru yöneltildiğini hatırlattı.

BM temsilcisinin, “Mesele uluslararası hukuk, BM Şartı, Danimarka’nın toprak bütünlüğü ilkesi ve Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkı temelinde çözülmelidir” yanıtını verdiğini aktardı.

Lavrov, 29 Ocak’ta düzenlenen basın toplantısında Guterres’e “Kendi kaderini tayin hakkı Kırım ve Donbass için de geçerli mi?” sorusunun yöneltildiğini belirtti.

Guterres’in yanıtını konuşmasında tamamen aktaran Lavrov şu ifadeleri kullandı:

“Bu konuda son derece ilginç tartışmalarımız oldu. İki ilke var. Bunlardan biri devletlerin toprak bütünlüğü. İkincisi halkların kendi kaderini tayin hakkı. Ancak halkların kendi kaderini tayin hakkı, bu ilkenin nasıl formüle edildiği dikkate alındığında bir dizi ‘gerekliliği’ içeriyor. Hukuk İşleri Ofisimizin çok ayrıntılı incelemesinin ardından bizim tutumumuz, kendi kaderini tayin ilkesinin Kırım ve Donbass’taki durumlara uygulanamayacağı yönündedir. Dolayısıyla bu durumda toprak bütünlüğü ilkesi ağır basmaktadır.”

Lavrov, Guterres’in açıklamasının ardından, “Bundan bir şey anlayan varsa kendisini kıskanıyorum” dedi.

Rusya Dışişleri Bakanı, “Gördüğümüz üzere Grönland, Kırım ya da Donbass değildir” diyerek BM’nin yaklaşımını eleştirdi. Lavrov, konuyu bir “seri” olarak nitelendirerek BM Sekretaryasının İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın planları konusunda gazetecilerden gelebilecek olası sorulara nasıl yanıt vereceğini merak ettiklerini söyledi.

Lavrov, yeni BM Genel Sekreterinin Sekretarya temsilcilerinin açıklamalarını yeniden uluslararası hukuk zeminine döndürmesini umduklarını belirtti.

Bunun Batılı ülkelerin, özellikle de Avrupa’nın “gerçeklik zeminine dönmesine” ve Lavrov’un “Ukrayna Nazizmine sınırsız destek” olarak nitelendirdiği politikanın sonuçlarını değerlendirmesine yardımcı olabileceğini söyledi.

Lavrov konuşmasını, BM Şartı uyarınca devletler arasındaki dostane ilişkiler ve işbirliğine ilişkin uluslararası hukuk ilkeleri hakkındaki Bildirge’ye atıfta bulunarak tamamladı.

Rus bakan, bildirgede egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerinin; halkların eşitliği ve kendi kaderini tayin hakkına saygı gösteren ve söz konusu topraklarda yaşayan bütün nüfusu ırk, inanç veya ten rengi ayrımı yapmaksızın temsil eden hükümetlere sahip devletler için geçerli olduğunun belirtildiğini söyledi.

Lavrov, “Bana göre Kiev yönetiminin, ‘teröristler, insan olmayanlar ve yaratıklar’ ilan ettiği Kırım, Donbass ve Novorossiya sakinlerinin çıkarlarını temsil eden bir hükümet olarak kabul edilemeyeceği herkes için açıktır” ifadelerini kullandı.

Reklam

İlginizi Çekebilir